İnsanın kendiyle kavgası vardır. Bütün psikolojik sorunlar bu kavganın ürünüdür.
Arayışlar, bunalımlar, sıkıntılar insanın kendiyle kavgasından kaynaklanır. İnsan kendinin en büyük düşmanıdır çünkü. İnsanın içinde süren kavgalara bakarak şunu söyleyebiliriz. İnsan kendinin düşmanıdır. Hiç kimsenin yapmadığı kötülükleri insan kendine yapar bu nedenle.
Eğer insanın kendi içinde bir kavgası yoksa, kendinden haberi yok demektir. Ya da olması gereken bir kavgaya hiç girişmemiş, içindeki düşman taraflardan birinin galibiyetini peşinen kabul etmiş demektir. Çünkü insanın kendiyle kavgası demek, kendini tanıması demektir. İçindeki iyiyi, kötüyü, güzeli, çirkini, cesuru, kahramanı vs. bütün karşıtlıkları çözmüş, kararlarını vermiş ve tarafını seçmiş demektir. Oysa bu öyle kolay bir macera değil. Kavgasını vermeden kendini tanıdığını söyleyen, boş bir iddiada bulunmuştur. Çünkü kendisini tanımamaktadır. Kendisini içindeki taraflardan biri zannetmektedir. Zannetmekle, tanımak arasındaki fark ise büyük bir uçurumdur. Kendini cömert zanneden, bir bakarız ki aslında cimridir. Korkak zanneden cesur olabilir. Zeki zanneden aptal, bilgili zanneden cahil olabilir. Bu bakımdan kendini tanımak ne kadar elzemse, kendini bir şey zannetmek o kadar tehlikelidir.
Birçok kişisel gelişim kitabında kendiyle barışık olmaktan bahsedilir. Bazı insanlar için bu tabiri kolayca kullanırız. Kendiyle barışık olmak önemlidir. Ama kavga etmeden barışılmayacağını çoğu zaman bilmeyiz. Oysa insanın kendiyle gerçekten barışabilmesi için önce kendiyle kavga etmesi gerekir. En iyi dostluklar kavgalardan sonra doğar diye bir söz vardır. Bu söze bakarak da kendimizle barışmak ve dost olmak için esaslı bir kavgaya girmemiz gerektiği açıktır. Ancak bu şekilde iyi ya da kötü bir insan olduğumuzu anlarız. Bilgili ya da cahil, cömert ya da cimri vesaire gibi tüm karşıtlıklarda nerede yer aldığımızı anlarız. Hangi yanımızın içindeki kavgaya galip geldiğini görerek kendimizi tanıyabiliriz. Kavga yerine mücadele demek de mümkün. Kişi ancak kendiyle mücadelesiyle kendine ulaşır. Kendiyle kavgası, mücadelesi olmayan kendi hakkında zandan başka sonuç üretemez.
Öte yandan dışa dönük kavgalarımız da söz konusu. Dışa dönük, yani insanlarla, toplumla, inanç ya da ideolojik kavgalarımız, mücadelelerimiz de var. Bu kavga da içimizde verdiğimiz kavgaya bağlıdır. Bir ideolojiyi savunmak, bir davanın insanı olmak için içimizde bir kavga vererek seçimimizi yapmamız gerekir. Oysa biz çoğu zaman düşman bildiklerimize bakarak taraf seçeriz. Peki, kendini tanımayan düşmanını seçebilir mi? Bu önemli bir sorudur. Kendini tanımayan, kendiyle kavga etmeyen, kendiyle barışmayan biri, günün birinde düşmanına dönüşme ya da düşmanıyla barışma durumuyla karşılaştığında nasıl karar verecektir.
Kendiyle kavga etmeye cesaret edemeyenler, buna gerek olduğunu düşünemeyenler kendilerine duydukları öfkeyi dışarda buldukları ilk düşmana kusarlar. Çünkü o ötekidir. Çünkü o kendine benzememektedir. Kendini tanımayan kendine benzemeyeni düşman bilir. Düşmanını bulamadığı benzerliğe dayanarak seçer. Onu kendine benzetmek için baskı altına almaya, dönüştürmeye çalışır.
Ülkelerin insanları, yani milletler, toplumlar da bir insana benzer. Kendiyle kavgası vardır ve olmalıdır. Ama bu kavgayı psikolojik bir hastalığa dönüştürmekten kurtulmalıdır. Bunun yolu, öteki ülkelere bakıp kendinden nefret etmek değildir. Ötekine bakarak kendini tanımayı başarmaktır. İnsan insanın aynası olduğu gibi toplumlar ve milletler de birbirlerine aynadır. Aynaya bakanın üç tepkisi vardır. Ya bir megaloman gibi kendini beğenir. Ya ötekinde gördüklerini kendinde göremediği için kendini beğenmez, sadece eksiklikleri ve yanlışlıkları görür. Ya da beğenilecek yanlarıyla, eksiğiyle kendini görür, kendini düzeltip kendine çekidüzen verir.
İnsan olarak da toplum olarak da kendimizle bir an önce barışmamız, boş bir megalomaniden kurtulup aşağılık kompleksinden vaz geçmemiz ve kendimize bakıp çekidüzen vermemiz gerekiyor. Bunu istiyor ve bir gün başarabileceğimize inanıyorum.